SAVAŞ AY

NURLARA GARK OL SEYFI BABA

KUBATLA BABA OGUL GIBI








Bir kanser savaşçısı olarak-2

Dün yazıma "kendi sıkıntımdan bahsetmek yakışık almaz" diye başlamıştım anımsayın.

SAVAŞ AY / 22 Ekim 2010, Cuma - 09:11

Orada minicik söz edecek oluşum pek çok kişiye bir parça faydam dokunabilir mi düşüncesindendi. Dedim ya, uzun bir süredir malum hastalıkla mücadele ediyorum ve özetleyebileceğim şey 'Seni önce sen kurtarırsın'çıkarımı olmuştu.
Bunun açıklamasını da "Beyninizin en mahir doktor, ruhunuzun da en iyi ilaç deposu olduğu demek.
İnanın yaşarsınız, inanın aşarsınız. Tersi olur da tıkanırsanız hiç olmazsa huzuru, mutluluğu biraz daha fazla uzatmış, dünyayı bir de beklentisiz, saf, uysal gözlerle tarassut etmiş olursunuz" 
diyerek yapmıştım.
Gazeteden arayıp "eline sağlık abi" dediler. "Şimdi bunun devamını da bekliyoruz senden.
Mümkünse bu kez kendi muharebeni anlat şu illetle".
Emir demiri keser, elbette yazacağım ama yaptıklarımı öne çıkarıp şişiniyormuş gibi algılanırım diye de ödüm kopuyor. 

Yapışmasın 

Aslında minik bir sır vererek başlamalıyım. İlk günden beri "teflon tava" taklidi yapıyorum.
Üzerime hiç yapıştırmadım hastalığı. Yaşam pratiğimde değişen çok az şey oldu. Yakın iş ve ahbap çevreme o da sadece sorduklarında kısa kesik cümlelerle gelişmeleri, tedavi sürecimi anlattım mesela. Üzerine uzun uzun konuşmalar yapmaya kalkanları susturdum, bir başıma kaldığımda da neredeyse hiç düşünmedim ahvalimi. "Neden ben?" sorusunu sormak mümkün elbet ama sormadım. "Milyonlarca insan dururken, sesiyle hayatını kazanan, dahası şarkı türküye, şiire, sohbete bunca meraklı olan adamın sesi gidiverdi, bu reva mı?" demedim. Çocuk yaştan bu yana hayal ettiği hemen herşeyi gerçekleştirmiş, mesleğinin maddi manevi doruklarına tırmanıp oralarda epey takılmış bir adamken "Neden ben?" diye sordum mu ki hastalık piyangosu çatınca soracak yüzüm olsun? 

Hasar veren ne 

Ne iş yaparsanız yapın daha sıkı sarılın derim. Size makul gelir gelmez bilemem. Gazetede, televizyonda, yazıp çektiğim tek bir satır tek bir kare bile 10 doktorun yazdığı 100 ilaçtan daha güç kuvvet verici benim için. Hiçbir tümör, atladığım ya da becerip sonuçlandıramadığım bir haber kadar hasar vermedi inanın.
Çalışma ortamınızdaki atmosfer de çok önemli unutmayın. Söz timsali zorluğun en yoğun olduğu ameliyatlar ve sonrası süreçlerde bile hiçbir iş arkadaşım 'ıskarta' muamelesi yapmadı bana. Aksine bin dolu meşakkatli iş önerip, "durumun normal" havası yarattılar, sağ olsunlar. Çalıştığım kurumun patronundan serdümenine, bağlı olduğum genel yayın müdürlerinden, haber kaptanlarına kadar her yetkili (dost demek daha doğru) ihtiyaç durumunda yanı başımda oldu her birimden her kapı yoldaşım ilgi, alaka ve iyi temennileriyle bir pozitif enerji barajı oluşturdu.
Böyle bir sinerjinin odak noktasında olup da "yandım, bittim" demeye hak bulur mu insan kendinde söyleyin? 

Üzerinize afiyet 
"Peki ne yedin ne içtin. Başka ne gibi katkılar sundun üzerindeki tıbbi faaliyetlere?" 
diye soran olur belki. Samimiyetle itiraf etmeliyim ki yiyip içtiklerimi de fazla değiştirmedim. Yine sevdiğim sebzeyi, meyveyi eksik etmedim soframdan. Kırmızı et yerine balık tercihim oldu. Her şeyi daha özenli seçip, pişirme tekniği konusunda farklılıklar yarattım.
Şeker kanserin besin deposu olduğu için tatlıyı normal şekerle yapılmışsa yemeyip dün yazdığım usullerle yapılmışlarından seçip tükettim. Zaten alkolle başı hoş biri değilim, kırkta yılda bir içerdim yine öyle. Sigarayı bırakamadım ama mümkün mertebe az içmeye gayret ettim.
Doktorların kesin tavsiyesi üzerine 4 aylık periyodu İstanbul yerine havası daha temiz iklimi daha ılıman olan Ege kıyılarında geçirmeyi tercih ettim. 

Kafa yine o kafa 
İşe odaklandım, değişik ortamlardan değişik haber ve yazı konuları derlemeye çabaladım.
Bu arada bol bol toprağa hem de çıplak ayakla basıp, 3 gün sonra zaten unutulacak derdi dert etmemeğe, huzurlu ortamlarda takılmaya, hır gür içinde bulunmamaya gayret gösterdim hepsi bu."Durumun ne peki?" diyene Nazım Usta'nınkine benzer bir yanıtım var: "Çektiğim neşter yaralarının acısını bırakırsak bir yana/ Gönül yine o gönül, kafa yine o kafa..."

SiHiRLi REÇETE
İşte kanser savaşçıları için John Hopkins Hastanesi'nin sunduğu "hayat uzatan sihirli formüller": 
* Şekeri kesen, kanser hücrelerinin önemli bir gıdasını da keser. 
* Beyazlatıcı kimyasallar kullanılan sofra tuzuna göre, deniz tuzu, daha iyi bir seçenektir. 
* Süt, sindirim sisteminde mukus üretimine sebep olur.
* Kanser de, mukusla beslenir. Bu yüzden tatlandırılmamış soya sütü tüketmek, kanser hücresini aç bırakır.
* Taze sebzeler sağlıklı hücreleri çoğaltır. 
* Arıtılmış ya da filitrelenmiş su içilmelidir. 
* Kırmızı etin sindirimi zordur. Bağırsaktaki sindirilmemiş et, toksin birikim yapar. 
* E vitamini, vücudun hasarlı ve gereksiz hücreleri atmasına yardımcı olur. 
* Fırına plastik kap ve ambalajda yiyecek, dondurucuya da pet şişe konmamalıdır.
* Öfke ve acı, kanserli hücre üretmesine yol açar.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
 
Facebook beğen
 
Reklam
 
TORBA'DA HAVA
 
Find more about Weather in Bodrum, TU
Click for weather forecast
DÖVİZ
 
Instagram
ZİYARETÇİ